Bu şehir çınarıını tanır! Ersin Sucu yazdı...
Önümüzde bir şoförler odası seçimi var. Ama mesele sandık değil; mesele hafıza, emek ve vefa.
Bir çınarı düşünün…
Yıllar boyunca büyütülmüş, gölgesinde binlerce insan soluklanmış, fırtınalara direnmiş, köklerini bu toprağa sabırla salmış bir çınar.
Sonra biri çıkıyor ve diyor ki: “Ben daha iyisini yaparım.” Hadi oradan!
Bu memlekette çınar büyütmenin ne demek olduğunu bilenler, o sözü öyle kolay söyleyemezler.
Bugüne kadar neden diğer adaylar kazanamadı? Neden kimse çıkıp da “sen otur, ben geldim” diyemedi?
Çünkü herkes biliyordu ki bu koltuk sadece bir makam değil, bir emanet. Ve o emanet, lafla değil; alın teriyle, adanmışlıkla, gecesini gündüzüne katarak taşınır.
“Daha iyisi” deniyor…
Peki nedir daha iyisi?
Binlerce insana dokunmaktan daha iyisi ne olabilir? Zor zamanda kapısını çalanı geri çevirmemekten, derdi olana omuz vermekten, Ceyhan’ın yükünü kendi yükü bilmekten daha iyisi var mı?
Ünal Kurt’un adanmış bir hayatını görmemek, Ceyhan’a ihanettir. Onun yıllardır verdiği desteği bilmemek nankörlüktür.
Ortaya koyduğu emeği yok saymak ise, düpedüz vefasızlıktır. Ortada bir çınar varsa, eline balta alıp kesmeye kalkmak cesaret değil; menfaattir.
Gerçeğin arkasında gölge olanlar, güneşe bakamaz. Çünkü güneş, emek ister; gölge ise kolaydır.
Seçim geliyor.
Ben de buradan karşıdaki adaya sormak isterim: Çınar ağacına su dökmek varken, elindeki balta niye?
Elbette herkes aday olabilir.
Elbette seçim kazanılabilir. Ama unutulmamalıdır ki bazı isimler sandıkla ölçülmez.
Bazı izler oyla silinmez.
Ünal Kurt bir makamın değil, bir şehrin hikâyesidir. Bir şarkıdır; ömür boyu sürecek, Ceyhanlıların kalbinden hiç gitmeyecek bir sevda…
Ne bugün biter, ne yarın.
Ve bilin ki; Ünal Kurt efsanesi, altın harflerle Ceyhanlıların kalbinde yazılı kalmaya devam edecektir.